Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA haberinde, ABD’nin eski başkanı George W. Bush 300 bin asker, 920 tank, 900 bombardıman uçağı ve 50 pilotsuz uçakla ‘Irak’ı özgürleştirmeye’ gitti. Irak ordusu dört hafta sora ‘kaçtı’ ve binlerce Iraklı öldürüldü. Bağdat’ın maddi kaybı en az 100 milyar dolara, Washington’ınki de 45 milyar dolara vardı. Beş yıl sonra bu maliyet, Amerikalılar için 666 milyar dolara yükseldi. Bush’un, kendisini ve ABD’yi tarihinin en büyük iflasına götüren zümresinin bataklığına düşmediğini bir düşünün. Irak’ın o dönemki devlet başkanı Saddam Hüseyin’in kendisini, ailesini ve Iraklıları ölüm ve yıkımla dolu olan bu boş mücadeleden korumak için dilediği yere gitmesini rica eden Şeyh Zaid Bin Sultan’ı dinlediğini bir an düşünün.
Siyasette inat ortak yıkım anlamına gelir. Saddam Batı’nın kendisi için uydurduğu ‘dünyanın dördüncü büyük ordusu’ olduğu yalanına inandı. İlkel bir savunma yöntemi olarak tahtadan tanklar yerleştirerek Amerikalıları kandırdığını düşündü. ABD, Britanya ve NATO ülkeleriyle mücadeleye girmeyi saygınlık sebebi olarak gördü. Dostu da olan Rus siyasetçi Yevgeni Primakov’un uyarısına rağmen Sovyetler Birliği’nin değiştiğine inanmadı; başbakan yardımcısı Tarık Aziz’in Cenevre’de dönemin ABD dışişleri bakanı James Baker’a Kuveyt’in Irak’ın parçası olduğu anlatarak geçirdiği altı saatin ardından savaşın çıkacağına da inanmadı.
Savaşın başka araçlarla yürütülen diplomasi olduğunu ifade edenler var. Fakat diplomasi diplomasidir ve savaşlara kazanmak da için girilir. Siyaset para bulmak, insanlığı ve milletleri korumak için icat edildi. Irak savaşına harcanan paranın ülkenin kalkınmasına, Amerikalı veya diğer milletlerden yoksullara,
tıp araştırmalarına harcandığını bir düşünün. Fakat eşkıyalar zümresi şiddeti seçti ve Bağdat’ın balkonlarında Amerikan şapkasıyla havaya ateş açarak duran Saddam adlı adamın zihniyetini iyi etüt etti... (Londra’da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi)